Ramazan, Değerler ve Laiklik Üzerine

Bir milleti ayakta tutan şey yalnızca sınırları, kurumları ya da ekonomisi değildir. Asıl belirleyici olan; inançları, örf ve adetleri, gelenekleri ve bunları kuşaktan kuşağa taşıyan kültürel hafızasıdır.

Şub 23, 2026 - 10:00
Ramazan, Değerler ve Laiklik Üzerine

Bir milleti ayakta tutan şey yalnızca sınırları, kurumları ya da ekonomisi değildir. Asıl belirleyici olan; inançları, örf ve adetleri, gelenekleri ve bunları kuşaktan kuşağa taşıyan kültürel hafızasıdır. Bu hafızanın taşıyıcıları; evlerin dua kokan odaları, sofralarda anlatılan hatıralar ve geçmişin hikmetini bugüne taşıyan bilge omuzlardır. Toplumlar bu bağları zayıflattıkça köklerinden kopar, zamanla da kimliğini kaybeder.

Ramazan ayı, bu kültürel ve manevi aktarımın en canlı yaşandığı zaman dilimlerinden biridir. Ramazan yalnızca bir ibadet ayı değil; paylaşmayı, sabrı, merhameti ve birlikte yaşama ahlakını öğreten bir hayat mektebidir. Bir çocuğun Ramazan’ı tanıması, yalnızca dinî bir bilgi edinmesi değil; aynı zamanda vicdan, sorumluluk ve aidiyet duygusuyla tanışması anlamına gelir.

Bu yıl okullarda Ramazan ayının anlam ve önemine yönelik düzenlenen etkinlikler, Milli Eğitim Müdürlüklerinin desteğiyle hayata geçirilmiştir. Amaç açıktır: Henüz kişilik gelişimi devam eden çocuklara, içinde yaşadıkları toplumun değerlerini tanıtmak ve ortak kültürel zemini güçlendirmek. Bu çalışmalar toplumun geniş bir kesimi tarafından doğal, yerinde ve gerekli görülmüştür.

Buna rağmen bir kesim, her zamanki refleksiyle, “laiklik elden gidiyor” söylemini yeniden dolaşıma sokmuştur. Okullarda Ramazan temalı süslemeleri, dinin kamusal alana taşınması olarak yorumlayan bu yaklaşım, laiklik kavramını yeniden ve yanlış bir zeminde tartışmaya açmaktadır.

Oysa laiklik; toplumun inancını, kültürünü ve değerlerini yok saymak değildir. Laiklik, devletin tüm inançlara eşit mesafede durmasını ve kimseye inancından dolayı baskı uygulanmamasını güvence altına alan bir ilkedir. Çocuklara Ramazan’ın ne olduğunu anlatmak, onları bir inanca zorlamak değil; yaşadıkları toplumun gerçekliğiyle tanıştırmaktır.

Daha da düşündürücü olan şudur: Aynı okullarda yılbaşı ya da Noel temalı süslemeler yapıldığında ciddi bir itiraz yükselmezken, Ramazan söz konusu olduğunda koparılan gürültü, meselenin laiklikten ziyade ideolojik bir hassasiyetle ele alındığını göstermektedir. Kültürel olan kabul edilirken, bu topraklara ait olanın sorgulanması samimiyet sorununu beraberinde getirmektedir.

Örf, adet, gelenek ve inanç; doğru şekilde aktarıldığında toplumu bölen değil, birleştiren unsurlardır. Çocuklara kendi kültürünü öğretmek bir dayatma değil; kimlik kazandırmaktır. Kimliğini tanıyan birey, başkasının kimliğine de daha kolay saygı duyar.

Bu yıl hayata geçirilen Ramazan etkinlikleriyle birlikte, uzun zamandır özlenen bir atmosferin yeniden canlandığı da açıkça görülmektedir. Okul koridorlarında asılan mahyalar, sınıflarda konuşulan Ramazan hikâyeleri ve çocukların gözlerindeki heyecan; Ramazan’ın geçmiş yıllardaki coşkusunun, paylaşma ruhunun ve manevi ikliminin yeniden hissedildiğini göstermektedir. Bu tablo, yapılan çalışmaların ne kadar yerinde ve toplumun ruhuyla ne kadar uyumlu olduğunu da ortaya koymaktadır.

Kısacası bu yıl Ramazan, sadece takvimlerde değil; evlerde, okullarda ve yüreklerde de yeniden yerini almıştır. Bu da bize, değerlerimize sahip çıktığımızda toplumsal hafızanın hâlâ diri olduğunu ve doğru adımlarla yeniden canlanabildiğini göstermektedir.

Fikri Ünver
Kalem gücünü kelamdan alır..

>