Suriye Meselesine On Yıl Öncesinden Bakmak

Bundan tam on yıl önceydi. Suriye meselesine dair kaleme aldığım bir yazıda, bugün gelinen noktayı öngören şu ifadeleri kullanmıştım: “911 kilometrelik sınırımız olan bir ülkeye sırtımızı dönemeyiz.Günlük düşünerek tüm kapılarımızı kapatmayı, bir tek Suriyeliyi bile ülkemize almamayı çözüm olarak görenler olabilir. Ancak bu yaklaşım, meseleyi kökten değil, günü kurtarma mantığıyla ele almaktır.‘Bana dokunmayan yılan bin yaşasın’ anlayışıyla hareket edenler şunu görmezden gelmektedir:Biz ‘Bana ne Suriye’den’ deyip yüzümüzü çevirdiğimiz an, o ateşin er ya da geç bize de sıçrayacağını bilmek zorundayız.Eğer bizim askerimiz Suriye’de olacaksa, yeri geldiğinde Suriyeliyi ülkemizde misafir etmeyi de göze almalıyız.” O gün bu değerlendirmelerim ciddi eleştiriler aldı.Her zamanki gibi, mülteci karşıtlığı üzerinden refleks geliştiren bir kesim hızla sahneye çıktı. Açıkçası, bu çevreleri ikna etmek hiçbir zaman mümkün olmadı. Çünkü meseleye ne insani ne de stratejik bir pencereden bakıyorlardı. Bir başka kesim ise, hiçbir somut bilgiye dayanmadan, devletin Suriyelilere ayrıcalık tanıdığı yönündeki iddiaları dillendirdi.“Bizim ekmeğimiz onlara veriliyor”,“Hastaneler, okullar Suriyelilerle dolu”,“Sokakta, plajda Suriyeli görmek zorunda değiliz” gibi söylemler, yıllar boyunca sistemli biçimde tekrarlandı.Hatta bu mülteci karşıtlığını siyasî bir malzeme hâline getirip, seçim dönemlerinde oy devşirmeye çalışan partiler dahi oldu. Oysa devlet, bir yandan sınır güvenliğini ve bölgesel istikrarı sağlamaya çalışırken, diğer yandan ülkemize sığınan Suriyelilerin rehabilitasyonu, topluma uyumu ve kardeşçe bir yaşamın tesisi için kapsamlı politikalar geliştirdi.Bu süreç; sabır, fedakârlık ve uzun vadeli bir devlet aklı gerektiriyordu. Bugün gelinen noktaya bakıldığında ise tablo son derece açıktır.Suriye yeniden şekillenmektedir.Ve bu yeni Suriye, Türkiye’nin öncülüğünde şekillenmektedir. “Ne işimiz var Suriye’de?” diyenlerin,“Esed rejimiyle anlaşalım” kolaycılığına sığınan kör zihniyetin tahayyül ettiğinden çok daha farklı, çok daha güçlü ve çok daha umut vadeden bir gelecek inşa edilmektedir. Peki gelecek nasıl olacak? Emin olun; bugün yaşananlar, dün yapılan fedakârlıkların boşa olmadığını gösterecektir.Ve yarın, bu duruşun ne kadar doğru, ne kadar isabetli ve ne kadar stratejik olduğu çok daha net bir biçimde anlaşılacaktır. Fikri ÜnverKelamı güçlü olanın kalemi çürütür yalanı.

Oca 19, 2026 - 18:10
Suriye Meselesine On Yıl Öncesinden Bakmak

Bundan tam on yıl önceydi.

Suriye meselesine dair kaleme aldığım bir yazıda, bugün gelinen noktayı öngören şu ifadeleri kullanmıştım:

“911 kilometrelik sınırımız olan bir ülkeye sırtımızı dönemeyiz.
Günlük düşünerek tüm kapılarımızı kapatmayı, bir tek Suriyeliyi bile ülkemize almamayı çözüm olarak görenler olabilir. Ancak bu yaklaşım, meseleyi kökten değil, günü kurtarma mantığıyla ele almaktır.
‘Bana dokunmayan yılan bin yaşasın’ anlayışıyla hareket edenler şunu görmezden gelmektedir:
Biz ‘Bana ne Suriye’den’ deyip yüzümüzü çevirdiğimiz an, o ateşin er ya da geç bize de sıçrayacağını bilmek zorundayız.
Eğer bizim askerimiz Suriye’de olacaksa, yeri geldiğinde Suriyeliyi ülkemizde misafir etmeyi de göze almalıyız.”

O gün bu değerlendirmelerim ciddi eleştiriler aldı.
Her zamanki gibi, mülteci karşıtlığı üzerinden refleks geliştiren bir kesim hızla sahneye çıktı. Açıkçası, bu çevreleri ikna etmek hiçbir zaman mümkün olmadı. Çünkü meseleye ne insani ne de stratejik bir pencereden bakıyorlardı.

Bir başka kesim ise, hiçbir somut bilgiye dayanmadan, devletin Suriyelilere ayrıcalık tanıdığı yönündeki iddiaları dillendirdi.
“Bizim ekmeğimiz onlara veriliyor”,
“Hastaneler, okullar Suriyelilerle dolu”,
“Sokakta, plajda Suriyeli görmek zorunda değiliz” gibi söylemler, yıllar boyunca sistemli biçimde tekrarlandı.
Hatta bu mülteci karşıtlığını siyasî bir malzeme hâline getirip, seçim dönemlerinde oy devşirmeye çalışan partiler dahi oldu.

Oysa devlet, bir yandan sınır güvenliğini ve bölgesel istikrarı sağlamaya çalışırken, diğer yandan ülkemize sığınan Suriyelilerin rehabilitasyonu, topluma uyumu ve kardeşçe bir yaşamın tesisi için kapsamlı politikalar geliştirdi.
Bu süreç; sabır, fedakârlık ve uzun vadeli bir devlet aklı gerektiriyordu.

Bugün gelinen noktaya bakıldığında ise tablo son derece açıktır.
Suriye yeniden şekillenmektedir.
Ve bu yeni Suriye, Türkiye’nin öncülüğünde şekillenmektedir.

“Ne işimiz var Suriye’de?” diyenlerin,
“Esed rejimiyle anlaşalım” kolaycılığına sığınan kör zihniyetin tahayyül ettiğinden çok daha farklı, çok daha güçlü ve çok daha umut vadeden bir gelecek inşa edilmektedir.

Peki gelecek nasıl olacak?

Emin olun; bugün yaşananlar, dün yapılan fedakârlıkların boşa olmadığını gösterecektir.
Ve yarın, bu duruşun ne kadar doğru, ne kadar isabetli ve ne kadar stratejik olduğu çok daha net bir biçimde anlaşılacaktır.

Fikri Ünver
Kelamı güçlü olanın kalemi çürütür yalanı.

>