Starlink: Özgür internet mi, dijital müdahale mi?

HAA - GAFUR OTURAK Strateji Uzmanı Dijital alanın güvenlik boyutu Günümüzde internet, yalnızca bir iletişim ve bilgi paylaşım aracı olmaktan çıkmış; devletlerin iç güvenlik, kamu düzeni ve ulusal egemenlik politikalarının doğrudan bir parçası haline gelmiştir. Dijital altyapılar, artık klasik güvenlik alanlarının (kara, hava, deniz) yanında beşinci bir egemenlik alanı olarak değerlendirilmektedir: siber alan. Bu bağlamda İran’da yaşanan protestolar sürecinde Starlink uydu internet sisteminin devreye alınması, dijital teknolojilerin toplumsal olaylarda nasıl stratejik bir rol üstlenebileceğini açık biçimde ortaya koymuştur. Starlink’in kriz dönemlerinde işlevi İran yönetimi, protestolar sırasında internet erişimini ciddi ölçüde kısıtlayarak bilgi akışını kontrol altına alma yoluna gitmiştir. Bu uygulama, özellikle kriz dönemlerinde birçok devletin başvurduğu klasik bir güvenlik refleksi olarak değerlendirilmektedir. Ancak bu noktada Starlink sistemi, yerel internet altyapısından tamamen bağımsız yapısıyla sürece doğrudan müdahil olmuştur. Uydu tabanlı bu teknoloji sayesinde, devletin kontrol ettiği ulusal ağ bypass edilerek alternatif bir iletişim hattı oluşturulmuştur. Bu durum, Starlink’in pasif bir teknoloji sağlayıcısından ziyade, kriz ortamlarında aktif bir dijital aktör konumuna geçebildiğini göstermektedir. Dijital egemenlik kavramının aşınması Devletlerin dijital egemenliği; veri trafiğini yönetme, iletişim altyapılarını denetleme ve siber alanı ulusal güvenlik ilkeleri çerçevesinde düzenleme yetkisine dayanmaktadır. Starlink örneğinde ise bu egemenlik alanı; devlet onayı olmadan, ulusal mevzuat dikkate alınmaksızın, fiziki altyapıya ihtiyaç duyulmadan aşılmıştır. Bu durum, geleneksel egemenlik anlayışının dijital çağda ciddi biçimde sorgulanmasına neden olmaktadır. Zira devletler, kendi sınırları içerisindeki iletişim altyapısını dahi tam olarak kontrol edememe riskiyle karşı karşıya kalmaktadır. İran’ın karşı hamleleri ve elektronik harp boyutu İran’ın Starlink terminallerine yönelik baskınlar düzenlemesi ve sinyal kesintileri yaşatması, bu sürecin yalnızca hukuki değil, aynı zamanda elektronik harp boyutuna da evrildiğini göstermektedir. Açık kaynak değerlendirmelere göre İran’ın, özellikle Çin menşeli sinyal bozucu (jamming) sistemleri kullanarak uydu–terminal bağlantısını hedef aldığı düşünülmektedir. Bu durum, gelecekte devletlerin yalnızca kara ve hava sahasını değil, uzay tabanlı iletişim altyapılarını da savunma doktrinlerine dahil edeceğini göstermektedir. Nitekim bu gelişme, Starlink’in dünyada ilk kez bir devlet tarafından sistematik biçimde engellenmesi açısından da önem taşımaktadır. Starlink’in potansiyel güvenlik riskleri Starlink benzeri uydu internet sistemlerinin taşıdığı riskler birkaç başlık altında değerlendirilebilir: Siber operasyon riski:Kritik kamu altyapılarına yönelik siber saldırılar bu ağlar üzerinden yönlendirilebilir. Bilgi ve algı operasyonları:Sosyal medya üzerinden yürütülen dezenformasyon faaliyetleri, merkezi kontrol mekanizmalarıyla desteklenebilir. Dijital sabotaj ihtimali:Enerji, ulaşım ve haberleşme sistemleri hedef alınabilir. Devlet dışı aktör etkisi:Ulusal güvenliği etkileyen bir teknolojinin özel şirket kontrolünde olması, klasik güvenlik mimarileriyle çelişmektedir. Bu unsurlar birlikte değerlendirildiğinde, Starlink’in yalnızca teknik bir altyapı değil, stratejik etki kapasitesine sahip bir güç unsuru olduğu görülmektedir. Uluslararası sistem açısından ortaya çıkan boşluk Mevcut uluslararası hukuk düzeni, uydu internet sistemlerinin kriz dönemlerindeki rolünü net biçimde tanımlamamaktadır. Ne Birleşmiş Milletler sözleşmeleri ne de uluslararası telekomünikasyon rejimleri, bu tür müdahalelere karşı açık yaptırım mekanizmaları sunmaktadır. Bu durum, küresel ölçekte ciddi bir norm boşluğu yaratmaktadır. Devletler ile küresel teknoloji şirketleri arasındaki güç dengesi, ilk kez bu kadar belirgin biçimde güvenlik eksenine taşınmıştır. Türkiye açısından değerlendirme İran örneği, Türkiye açısından da önemli dersler içermektedir. Resmî hizmet alınmasa dahi uydu internet sistemlerinin ülke sınırları içinde aktif hale getirilebilmesi ihtimali, dijital egemenliğin kırılganlığını ortaya koymaktadır. Bu nedenle; siber vatan kavramının yalnızca savunma değil, altyapı, teknoloji ve yerli kapasite üretimi boyutuyla ele alınması zorunluluk haline gelmiştir. Dijital bağımsızlık sağlanmadığı sürece, dış kaynaklı sistemlere duyulan ihtiyaç kaçınılmaz olarak artacaktır. İran’da yaşanan Starlink süreci, dijital çağda ulusal güvenlik anlayışının yeniden tanımlanması gerektiğini açık biçimde göstermiştir. Uydu internet sistemleri; iletişim özgürlüğü, devlet egemenliği, uluslararası hukuk ve siber güvenlik arasındaki hassas dengeyi derinden etkilemektedir. Bu gelişmeler, gelecekte devletlerin yalnızca sınırlarını değil, dijital ve uzay tabanlı egemenlik

Oca 19, 2026 - 12:40
Starlink: Özgür internet mi, dijital müdahale mi?

HAA - GAFUR OTURAK Strateji Uzmanı

Dijital alanın güvenlik boyutu

Günümüzde internet, yalnızca bir iletişim ve bilgi paylaşım aracı olmaktan çıkmış; devletlerin iç güvenlik, kamu düzeni ve ulusal egemenlik politikalarının doğrudan bir parçası haline gelmiştir. Dijital altyapılar, artık klasik güvenlik alanlarının (kara, hava, deniz) yanında beşinci bir egemenlik alanı olarak değerlendirilmektedir: siber alan.

Bu bağlamda İran’da yaşanan protestolar sürecinde Starlink uydu internet sisteminin devreye alınması, dijital teknolojilerin toplumsal olaylarda nasıl stratejik bir rol üstlenebileceğini açık biçimde ortaya koymuştur.


Starlink’in kriz dönemlerinde işlevi

İran yönetimi, protestolar sırasında internet erişimini ciddi ölçüde kısıtlayarak bilgi akışını kontrol altına alma yoluna gitmiştir. Bu uygulama, özellikle kriz dönemlerinde birçok devletin başvurduğu klasik bir güvenlik refleksi olarak değerlendirilmektedir.

Ancak bu noktada Starlink sistemi, yerel internet altyapısından tamamen bağımsız yapısıyla sürece doğrudan müdahil olmuştur. Uydu tabanlı bu teknoloji sayesinde, devletin kontrol ettiği ulusal ağ bypass edilerek alternatif bir iletişim hattı oluşturulmuştur.

Bu durum, Starlink’in pasif bir teknoloji sağlayıcısından ziyade, kriz ortamlarında aktif bir dijital aktör konumuna geçebildiğini göstermektedir.


Dijital egemenlik kavramının aşınması

Devletlerin dijital egemenliği; veri trafiğini yönetme, iletişim altyapılarını denetleme ve siber alanı ulusal güvenlik ilkeleri çerçevesinde düzenleme yetkisine dayanmaktadır.

Starlink örneğinde ise bu egemenlik alanı;

  • devlet onayı olmadan,

  • ulusal mevzuat dikkate alınmaksızın,

  • fiziki altyapıya ihtiyaç duyulmadan

aşılmıştır.

Bu durum, geleneksel egemenlik anlayışının dijital çağda ciddi biçimde sorgulanmasına neden olmaktadır. Zira devletler, kendi sınırları içerisindeki iletişim altyapısını dahi tam olarak kontrol edememe riskiyle karşı karşıya kalmaktadır.


İran’ın karşı hamleleri ve elektronik harp boyutu

İran’ın Starlink terminallerine yönelik baskınlar düzenlemesi ve sinyal kesintileri yaşatması, bu sürecin yalnızca hukuki değil, aynı zamanda elektronik harp boyutuna da evrildiğini göstermektedir.

Açık kaynak değerlendirmelere göre İran’ın, özellikle Çin menşeli sinyal bozucu (jamming) sistemleri kullanarak uydu–terminal bağlantısını hedef aldığı düşünülmektedir. Bu durum, gelecekte devletlerin yalnızca kara ve hava sahasını değil, uzay tabanlı iletişim altyapılarını da savunma doktrinlerine dahil edeceğini göstermektedir.

Nitekim bu gelişme, Starlink’in dünyada ilk kez bir devlet tarafından sistematik biçimde engellenmesi açısından da önem taşımaktadır.


Starlink’in potansiyel güvenlik riskleri

Starlink benzeri uydu internet sistemlerinin taşıdığı riskler birkaç başlık altında değerlendirilebilir:

  1. Siber operasyon riski:
    Kritik kamu altyapılarına yönelik siber saldırılar bu ağlar üzerinden yönlendirilebilir.

  2. Bilgi ve algı operasyonları:
    Sosyal medya üzerinden yürütülen dezenformasyon faaliyetleri, merkezi kontrol mekanizmalarıyla desteklenebilir.

  3. Dijital sabotaj ihtimali:
    Enerji, ulaşım ve haberleşme sistemleri hedef alınabilir.

  4. Devlet dışı aktör etkisi:
    Ulusal güvenliği etkileyen bir teknolojinin özel şirket kontrolünde olması, klasik güvenlik mimarileriyle çelişmektedir.

Bu unsurlar birlikte değerlendirildiğinde, Starlink’in yalnızca teknik bir altyapı değil, stratejik etki kapasitesine sahip bir güç unsuru olduğu görülmektedir.


Uluslararası sistem açısından ortaya çıkan boşluk

Mevcut uluslararası hukuk düzeni, uydu internet sistemlerinin kriz dönemlerindeki rolünü net biçimde tanımlamamaktadır. Ne Birleşmiş Milletler sözleşmeleri ne de uluslararası telekomünikasyon rejimleri, bu tür müdahalelere karşı açık yaptırım mekanizmaları sunmaktadır.

Bu durum, küresel ölçekte ciddi bir norm boşluğu yaratmaktadır.

Devletler ile küresel teknoloji şirketleri arasındaki güç dengesi, ilk kez bu kadar belirgin biçimde güvenlik eksenine taşınmıştır.


Türkiye açısından değerlendirme

İran örneği, Türkiye açısından da önemli dersler içermektedir. Resmî hizmet alınmasa dahi uydu internet sistemlerinin ülke sınırları içinde aktif hale getirilebilmesi ihtimali, dijital egemenliğin kırılganlığını ortaya koymaktadır.

Bu nedenle;

  • siber vatan kavramının yalnızca savunma değil,

  • altyapı, teknoloji ve yerli kapasite üretimi boyutuyla ele alınması

zorunluluk haline gelmiştir.

Dijital bağımsızlık sağlanmadığı sürece, dış kaynaklı sistemlere duyulan ihtiyaç kaçınılmaz olarak artacaktır.

İran’da yaşanan Starlink süreci, dijital çağda ulusal güvenlik anlayışının yeniden tanımlanması gerektiğini açık biçimde göstermiştir.

Uydu internet sistemleri;

  • iletişim özgürlüğü,

  • devlet egemenliği,

  • uluslararası hukuk

  • ve siber güvenlik

arasındaki hassas dengeyi derinden etkilemektedir.

Bu gelişmeler, gelecekte devletlerin yalnızca sınırlarını değil, dijital ve uzay tabanlı egemenlik alanlarını da korumak zorunda kalacağını ortaya koymaktadır.

Starlink meselesi, bir teknoloji tartışmasından çok daha fazlasıdır; bu konu, 21. yüzyılın güç mücadelesinin yeni cephesini temsil etmektedir.

 

>